Bir arkeoloji öğrencisi olan Lina, antik diller üzerine çalışırken eski bir tablet bulur. Tabletteki hiyeroglifleri çözmek için telefonundaki çeviri uygulamasına notlar girmeye başlar. Ancak bir gece, uygulama kendi kendine yanıt vermeye başlar.
Mesajların sahibi, M.Ö. 1300 yılında yaşayan bir Mısır prensi, Amun’dur.
Lina’nın yazdığı her kelime, Amun’a papirüs mektup olarak ulaşır; Amun’un yazdıklarıysa Lina’nın telefonuna dijital bildirim gibi düşer.
İkisi de birbirlerinin yüzünü hiç görmeden, yüzyılların ötesinde aynı cümlelerde buluşurlar.
Amun, geleceğin “ışıklı taş”ından konuştuğuna inanırken; Lina, zamanın dokusunu yırtan bir iletişim kapısı keşfettiğini fark eder.
Ancak Amun’un kalbi Lina'ya karşı büyürken, krallık kaderini dayatır; Lina ise onun çağından her mesajla biraz daha uzaklaşır.
Sonunda ikisi de şunu sorgular:
Zamanın bile ayrı düşüremediği iki kalp, birbirini hiç görmeden sevebilir mi?